|
Türkçe
Ben Bir Cüceyim
I. GÖRÜNTÜ
Ben bir cüceyim, gölgem benden önde yürüyor;
İnsanların dilinde aşarım Kafdağı 'nı.
Aynada aksimi kim görse üstadım diyor,
Geçecek mi acaba yazgım hazan çağını?..
Ben bir cüceyim, bomboş ülkede dev gibiyim;
Köre elvan sorarlar mecnuna matematik.
Dermanını akkordan çalan alev gibiyim,
Solar gider nefesim saat vurdukça tik-tik...
Ben bir cüceyim artık insem mi şu tahtımdan,
Güzeli sözden bilsem hünkârlığı bahtımdan?..
II. YAKARIŞ
Ben bir cüceyim, dünya cilvesi: dev diyorlar,
Ey yüceler yücesi deve dönüştür beni!..
Günahım ağır; yüküm yalçın dağları zorlar,
Yedi kat yerden çıkar, suya bölüştür beni.
Denizlerde coşsam da özlerim toprakları...
Ben bir cüceyim, yükselt beni devler katına,
Ey yüceler yücesi esirge güllerimi!..
Dönüşü yok gidişin, bindim ışık atına,
Bulutlardan bir yol aç, kavuştur ellerimi.
Ateşle çevrilmişim tutamam yaprakları...
Ben bir cüceyim; sahte, payım dev onurundan,
Ey yüceler yücesi, bir zerre ver nurundan!..
III. HAKİKAT
Ben bir cüceyim, bir gün sırrım çıkar açığa,
Omzunda taşıyanlar çukura gömer beni...
Dilerim bağışlasın ruh üfleyen balçığa;
Ziyanım çok: kirlettim aklı, yüreği, teni.
Ben bir cüceyim, bir gün çatlar dev aynalarım,
Hakikat gün ışığı gibi doğar kentlere.
Topraktan utanır da ırmaklara dalarım,
Suların serinliği taşır diye bir yere...
Ey çıplak gerçek beni ört Vareden aşkına,
Ben bir cüceyim, devim sandım, döndüm şaşkına!
("Aşkla Hüzün Arası" kitabından, yakında çıkacak)
Sürgün
Sevdiğim, umutlar bahara benzer
Gönül bilinmez bir diyara benzer
Arzular en yaman ağyâra benzer...
Uğrunda arzunun girgini oldum
Hırçın derya idim kurudu suyum
Coşkun ırmak idim değişti huyum
Sel oldum dağıldı gitti sağduyum
Ve ben suların en durgunu oldum
Ovaları aştım, çölleri aştım
Hayalin bürüdü yolumdan şaştım
Bulamadım seni boşa dolaştım,
Gezgin vakitlerin dargını oldum
Dediler ki unut her şey geçiyor,
Kimi zehir kimi şerbet içiyor,
İnsan ne ekerse onu biçiyor...
Bütün hasatların kırgını oldum
Söylenecek söz çok, yetmedi zaman
Zindanlara girdim bitmedi zaman
Yokuşlarda kaldı gitmedi zaman
Çağların ak saçlı yorgunu oldum
Yaşım otuz değil yüzyetmiş gibi
Aklım ölçüsünü kaybetmiş gibi
Bitmez sandığımız yol bitmiş gibi;
Dipsiz kuyuların sürgünü oldum
Yıllarca dağlarda aradım seni
Sokaklar geçmeye koymadı beni
Nihayet sırtıma giydim kefeni
Sadık toprakların vurgunu oldum
("Yetim Kalan Şiirler" kitabından, İstanbul, 2001)
Hikâye
zaman yaprak sarısıydı o gün
ve kadın ihanet doğurdu
sedeften
yedi bağbozumu yaşandı
çığlık çığlığa
yedi çağ devrilmişken
zaman aksak yürüyordu o gün
kan kırmızı olduğu söylense de
yılan doğdu birden
sular ağır ağır çekildi / yok düştü
o gün
pusuda karayeller
bir alevi boğdu zarifce
ve durdu
salkımları beklermiş gibi durdu
yedi gün uyumayan değirmen
("Dağlarda Yer Yok" kitabından, Osmaniye, 1997)
Gözlerin Yakıyor Denizlerimi
sana güneşimi getirdim leylâ
yıldızlara uçsuz merdiven saldım
bırak oyalanma mehtâpla, ayla
hüzün dağlarından bir mevsim aldım
sana güneşimi getirdim leylâ
zaman bir bilge kuş gibidir, tanır
ufukların kurnaz ayak izini
anlatayım desem sözler ne sanır
gönlümün kaynayan kor denizini
zaman bir bilge kuş gibidir, tanır...
bu suç edası ne bakışlarında
eylül sanki yorgun düşen gözlerin,
bakarsın durulur hırçın denizler
şiir bağlarından ayrıldı yerin
kalbin bulut olur rüzgârla gider
eylül sanki yorgun düşen gözlerin
leylâ güneşimi getirdim sana
anla ki senindir bu kanlı şafak
bir derviş ruhuyla geldim kapına
yürek sürgünümü aşmış her yasak
leylâ güneşimi getirdim sana
("Dağlarda Yer Yok" kitabından, Osmaniye, 1997)
Sana Bu Közü Kalbime Atma Demiştim
sana bu yollarda bekleme demiştim
canevimi yakarsın.
bir hastalık zuhur eder vakitsiz
alır götürür beni...
ateşin dolaşır da sonra damarlarımda
içime ılık sular gibi akarsın
ve bir yangın tâkip eder izini;
her yanımı alevler sarar
başucumda küllerime bakarsın.
ne gözyaşın yetişir yardımıma
ne yüreğini dolduran engin deniz.
sana bu yolları gözleme demiştim
canevinden yanarsın.
içine hayaller düşer,
saatler girer düşüncene...
gelmez deme bilinmez bir gün gelir
yolların boş olduğunu görürsün
içine korkular düşer,
güzel demezsin böylece istesen de
güzel demezsin yeşile, maviye, pembeye
ve geçmiş sabahları anarsın.
gecelerle sırdaş olan gözlerin
hâtıralarına taşınır artık sessizce,
kim bilecek sen mi üzgünsün, sen mi
kim bilecek...yoksa zaman mı üzgün.
("Dağlarda Yer Yok" kitabından, Osmaniye, 1997)
Armağan
gözlerin akkor gibi dağlasa şehirleri
yine de güneşimi al senin olsun derim.
çorak iklimlerimi beklesen bir dakika
durmam, ayak izinden haftalarca giderim...
ne çıkıp eller gibi delebildim dağları
ne de garip çöllerde şiir söyledim sana.
benim fazla gücüm yok, duygularım körpedir
dilersen yüreğimi sererim yollarına...
kanatlarım olsaydı kırardım, bilmelisin
yakınında, tutsağın olsam da, kalsam diye.
hayalin alev alev sardı beni, şaşırdım;
yıldızlar neye benzer söyle mevsimler neye...
mâdem yanarım külüm armağan olsun sana,
belki elin değer de avuturum kendimi...
istemezsen toprağa gönder bassın bağrına!
("Dağlarda Yer Yok" kitabından, Osmaniye, 1997)
Ceylanıma İtiraf
varlığın dipsiz kuyu bazen de umut gibi
seni gören çıkar mı bilinmez ki yarına
ufukları kaplıyor kumral bir bulut gibi
denizler nefes vermiş belli ki saçlarına
diyorum acep elim eline değmiş olsa
erir miydim, tutuşur yoksa kül mü olurdum
şu aklım gözlerinin ummanında boğulsa
sanmam ki canıma bir çıkış yolu bulurdum
seni bilmek yetiyor dokunmak hayal kalsın
seke seke dağlara sürüklersin gönlümü
müebbed esirinim ister şanım alçalsın
ceren soylu gözlerin çözdürmez kördüğümü
kaşların ok ne olsa, saplanır yüreğime
varsın öldürsün yeter yakın durayım sana
eğer kölen olmazsam doğrattır lime lime
kitabın neresinde karşı gelmek sultana
ben ki senin peşinde kan kussam da mutluyum
senden başka her isim silindi belleğimden
uğruna çekilir ah ışığım, hayat suyum
her şey senin ölçünle süzülür eleğimden.
("Yetim Kalan Şiirler" kitabından, İstanbul, 2001)
Gurbet
burda ateş nâdân, yalnızlık nâdân,
topraktan davet var hüzün ekene...
zaman damarlarda çağıldayan kan,
geçmeyi bilmiyor hasret çekene.
odalar dört duvar, sokaklar kuyu,
gökyüzü kilitli bir koca sandık.
havası yabancı, gariptir suyu...
geceler bölünür, kulakta tık tık...
kanatları mektup taşır kuşların,
heba olsa bile söylenip giden.
umut, sabır taşı, yürekte yarın:
bir gün ertelenen bir gün beklenen...
anlaşılan hayat bir paslı bıçak,
saplanır sırtına hayal ve düşün.
özlem saf bir gerçek, çılgın bir kaçak
adı kavuşmanın ya da gülüşün.
("Özlem Sularında" kitabından, Morrisville , 2005)
Martı
hasreti yumak yumak gurbet, çile yokuşu
sırtında bir kör bıçak gibi duruyor zaman
aşka hüküm giymiştir suların öksüz kuşu
kanatlarında hüzün başında kara duman
ne zaman yükseklerde, gökyüzünde süzülse
kubbe çöker üstüne deli poyrazlar eser
kendini avutsa da bir nebze yüzü gülse
koyu bir isyan gelir hayallerini keser
bakmayın neşesizdir çıkıverse de sesi
yüreği benim gibi heyulaları duyar
o yaşam çemberinde balıkçılar kölesi
ne kederinin sonu ne derdine ilaç var
öyle yaşar da gider kirlenmiş kıyılarda
ölüm onda bir özlem, ölüm nihai gerçek
diyorlar ki kayboldu aşkı engin sularda...
karasevda ona mı bana mı zor gelecek
("Yetim Kalan Şiirler" kitabından, İstanbul, 2001)
Karun `un Ölümü
hani ben dağlardan da yükseklere çıktım ya,
bir orak peydah oldu biçti orta yerimden.
kuzeyim kara büyü, güneyim deli simya;
canım çekilir sanki nokta nokta derimden...
oysa dünyada benden başkasına yer olmaz,
ben gitsem kime kalır bu güneş, bu hazine.
içimde sönmez ateş dalgalarım durulmaz...
bana ait değil mi her şey Mağrib 'den Çin 'e.
neden öyleyse acı neden toprak kayması?
belki dedemin eski anlattığı doğrudur.
altın kâse, tok karın faydasız; beyin tası
terkeder kafesini...belki de hayat budur.
("Aşkla Hüzün Arası" kitabından, yakında çıkacak)
Karanlık Sevda
Benim aklım nerede, saçına mı takıldı,
Saçın ki senden kalan bir serap gibi bana
Ruhunu kime sattın, bedenini kim aldı
Hatırası gül kokan sevgilim ağlasana
Bir tuttuğun karanfil, ardından solup giden
Bir de göz yaşlarınla yoğrulan ağrıların
Kıyısında gezdiğin denize dalıp giden
Periler bile seni unutacaktır yarın
Oysa ben kırk yıl önce ne isem yine oyum,
Varırım ayağına kırarak bu kafesi
Senin yakıp gittiğin ateşin odunuyum
Suyun kârı yok, közüm yanardağlar nefesi
Ben bir yangın yeriysem sen hayale çıkmışsın
Mezarını aşacak güç verilmedi bana
Duman olup gelsem de figânımdan bıkmışsın,
Aramızda kâinat...Sevgilim ağlasana
("Özlem Sularında" kitabından, Morrisville, 2005)
Sevda
ben her sabah bu yolun başına gelirim
geçeceksin diye buradan
beklerim, beklerim ve beklerim...
uzakta göründüğünde
kafesine sığmaz yüreğim,
lâleler açar içimde...
anlatılmaz bir sıcaklık sarar bedenimi
tepeden tırnağa yanarım...
yolda kim var kim yok görmem, göremem.
ağaçları görmem
ve sen yaklaştığında
donar kanım, donar melekem
donar canım...
geçip gidersin,
ha varım ben ha yokum
umurunda mı senin, dünyanın
ya da güneşin
evime döndüğümde
bir hayali taşırım benliğimle...
sebep var yine
karanlık ve soğuk geceyi atlatmaya
bir sebep daha yarına çıkmaya,
yine koşacağım ertesi sabah
aynı yolun başına
("Özlem Sularında" kitabından, Morrisville, 2005)
O'zbekcha
Hasrat
Sensiz endi ko'p og'ir ko'p og'ir endi sensiz
so'zlar anglata olmas quvvatsiz qolur tilim
ko'zlaring dengiziga tomchidek singib ketsam
yuzingni bulutlarga naqsh etib sevgilim
Qay zamon kunga boqsam kunga boqsam qay zamon
chag'alaydek charx urib bo'zlayman darvish kabi
ko'k yuzida uchsam men misli ko'lankang bo'lib
sendan olislab ketmay ey qalbim sohibi
Oqshomlar mahzun bunda bunda oqshomlar mahzun
yolg'izlik sharobidan ajalning hidi anqir
qayg'u bulog'i toshar yuragimda hasrating
bu sog'inch otash raqsi u yong'indir, u seldir...
Tarjimonlar: Jabbor Eshonqul va G'aybulla Boboyorov
("Yuragimning Ko'zyoshi" kitobidan, Toshkent, 2001)
Yo'l
Sevgilim, umidlar bahorga o'xshar,
Ko'ngil noma'lum bir diyorga o'xshar,
Orzular eng yoman ag'yorga o'xshar,
Ul ag'yor orzular qurboni bo'ldim.
Toshqin daryo edim, quridi suvim,
Jo'shqin irmoq edim, yo'qotdim yo'lim,
Sel bo'ldim, sahroga sochilib ketdim,
Va oxir ko'lmakka aylanib qoldim.
Vodiylardan oshdim, cho'llardan oshdim,
Xayollarim uchdi, manzilga shoshdim,
Seni topolmayin, yo'ldan adashdim,
Daydi fursatlarning mahzuni bo'ldim.
Dedilarki, unut, barchasi kechar,
Kimdir zahar, kimdir sharbatdan ichar,
Inson qismatida borini bichar,
Xirmonim shamolga sovurib bo'ldim.
So'zlayversam so'z ko'p, yetmaydi zamon,
Zindonlarga kirdim, bitmadi zamon,
Ungurlarda qoldim, ketmadi zamon,
Damlarning oqsochli yo'lchisi bo'ldim.
Yoshim o'ttiz emas, go'yo yuz yetmish,
Aqlimni boy bedrim, go'yo xayf ketmish,
Yo'l yurmayin hali, yo'llarim bitmish,
Tubsiz o'pqonlarning asiri bo'ldim.
Yillarki tog'lardan axtardim seni,
So'qmoqlar yo'l bermay, qiynadi meni,
Nihoyat, jasadim kiydi kafani,
Sodiq tuproqlarning g'aribi bo'ldim.
Sevgilim, umidlar bahorga o'xshar...
Tarjimonlar: Jabbor Eshonqul va G'aybulla Boboyorov
("Yuragimning Ko'zyoshi" kitabidan, Toshkent, 2001)
English
The Story
time was yellow at that day
like a leaf
and the woman gave birth to betrayal
pure of mother-of-pearl so shown
seven harvesting of grapes have been passed
with cries and shrieks
while seven periods had been overthrown
time was walking lame at that day
although it is said to be bloody red
the snake was born at once
waters have withdrawn slowly / lacking fell down
that day
northwestwinds have choked a flame
gracefully in an ambush
and the mill stopped, got down
stopped as if waiting for bunches
of fame,
for dawn
and stopped the mill
which did not sleep for seven days
Translated by: Richard Mildstone
(From the book "Love and Sorrow", to appear soon)
Adoring
if you name your hair a rope
whip my soul with it
tighten my neck
i am willing
if you take your fingernail as a knife
strive in my breast
cut my day dreams
split my memories
take my yesterday from me, take my tomorrow
i am willing
if you name your eyelash an arrow
and prick my dreams,
prick my nights
i am willing
if your eyes like sun
sear my mind, scatter my voice
i do not ask what for, how or why
take me to bazaar, sale
i am willing
because the flame of your eyes
is a pair of wings, is peace
it makes my life bird fly
to heaven
to the seven stairs of sky
Translated by: A. Edip Yazar
(From the book "Love and Sorrow", to appear soon)
Love
I come every morning to the beginning of this street
thinking that you will pass from here
I wait, wait, and wait...
when you are seen from far
my heart does not fit to its cage,
tulips bloom in me...
an inexplicable warmth embraces my body
I burn from top to toe...
I do not see who is on the street, I cannot see.
I do not see the trees
and when you approach
freezes my blood, freezes my mind
freezes my soul...
everything freezes in me
you just pass by,
it does not change anything whether I exist or not
it does not matter for you, for the world
or for the sun
when I return home
I carry a dream with me...
there is still a reason again
to overcome the dark and cold night
still a reason for me,
another reason to reach tomorrow morning,
I will run again,
I will run again the following morning
to the beginning of the same street
Translated by: Richard Mildstone
(From the book "Love and Sorrow", to appear soon)
Türkmence
|
|
|
|
|
|
|
Çeviri Şiirler
İngilizce-Türkçe
Afro-Amerikan Yazıt
Langston Hughes
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.
Hatıraları bile yaşamıyor artık
Tarih kitaplarının resmettiklerinden
Ve kanımıza karışan
Kanımızdan taşan şarkılardan başka
Şarkılar
Zenci diline yabancı
Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Afrika.
Sönmüş ve yitmişse de
Sesi tamtamların
Yine de söyleniyor
Atalarımın toprağının şarkısı
Irkımın sisli bilinmezlikleri arasından
Benim bilemediğim
Yerini bulmayan acılı özleyişler.
Çoktandır
Öylesine uzak ki bize
Esmer yüzü Afrika'nın.
Orijinal Metin
Afro-American Fragment
So long,
So far away
Is Africa.
Not even memories alive
Save those that history books create,
Save those that songs
Beat back into the blood--
Beat out of blood with words sad-sung
In strange un-Negro tongue--
So long,
So far away
Is Africa.
Subdued and time-lost
Are the drums--any yet
Through some vast mist of race
There comes this song
I do not understand,
This song of atavistic land,
Of bitter yearnings lost
Without a place--
So long,
So far away
Is Africa's
Dark face.
Şair Hakkında:
Amerikan zenci şairlerin önde gelenlerindendir. 1902 yılında ABD'nin Missouri eyaletine bağlı Joplin kasabasında doğdu. Cleveland'da öğrenim gördü. 1920'de Meksika'da İngilizce öğretmenliği yaptı. 1921'de ise Columbia Üniversitesi'ne girdi. İki yıl deniz yolculuğuna çıkarak Afrika ve Avrupa sahillerini dolaştı. Daha sonra Washington'da minibüs biletçiliği ve garsonluk yaptı. 1929'da doktorasını tamamladı. Bir çok edebiyat ödülü sahibi olan şair 1967 yılında öldü.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Hatırla...
Don Mattera
Özgürlük nihayet
Ülkeyi dolaştığında
Mezarımı ziyaret etmeyi unutma
Ki tanıdık yollarda yürümek
Kırılmış zincirleri görmek
Önyargının yıkıldığını
Unutulmuş ziyanları
Bağışlanmış acıları
Görmek için
Kalkabilirim belki ayağa
Ve gözlerim tam olarak gördüğünde
Tüm bunları
Dolduğunda bu görünüşlerle
Korkudan kaçma benden
Ufalanıp toz olursam eğer yeniden
Uzun süre beklenen bir rüyanın
Beni huzura davet eden
Mutluluğu olacaktır o sadece
Ülkeyi en sonunda
Özgürlük dolaştığında işte
Orijinal Metin
Remember...
Remember to call at my grave
When freedom finally
Walks the land
So that I may rise
To tread familiar paths
To see broken chains
Fallen prejudice
Forgotten injury
Pardoned pains.
And when my eyes have filled their sight
Do not run away for fright
İf I crumble to dust again
İt will only be the bliss
Of a long-awaited dream
That bids me rest
When freedom finally walks the land
Şair Hakkında:
1935 yılında Güney Afrika 'da doğdu. 1951 yılında doğduğu vilayetten farklı bir yerdeki Katolik rahip okulundan mezun oldu. Gençliğinde istemeden sokak çetelerine karışarak bu yüzden hapis yattı. Burada fikirleri yeni biçim alarak kendini şiir ve politikada gösterdi. Baskı altındaki siyahiler arasında büyük ün kazandı. Siyahi gazeteciler birliği kurarak devlet politikalarını eleştirdi. 1973-1982 yılları arasında yazmak dahil her türlü faaliyetine yasak kondu. 1976 yılında Müslüman olup Ömer ismini aldıktan sonra ise siyahiler arasında bile yalnız kaldı. Yasak kalktıktan sonra tekrar yazılarıyla ün kazanmaya başladı ancak bu defa daha farklı bir ses ve görüşe sahipti. İşte bu sesle yazılmış eseri Ezani Aşk Şarkısı (Azanian Love Song, 1987) onu dünyaya da tanıttı.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Almanca - Türkçe
Bir patika bulduk
Christian Morgenstern
Bir insan gibi, kapalı günde,
güneşi unutan,-
ancak o parlar ve aydınlatır durmadan,-
böylece unutulabilir kederli günde seninki,
tekrar ve tekrar
sarsılmış, evet hayran kalmış hissetmek için,
bitmez tükenmez gibi her zaman
senin güneş ruhunun aydınlattığını
daima ve daima
biz karanlık
biz uzun yol gezginlerini.
Orijinal Metin
Wir fanden einen Pfad
So wie ein Mensch, am trüben Tag, der Sonne
vergisst,-
sie aber strahlt und leuchtet unaufhörlich,-
so mag man Dein an trübem Tag vergessen,
um wiederum und immer wiederum
erschüttert, ja geblendet zu empfinden,
wie unerschöpflich fort und fort und fort
Dein Sonnengeist uns dunklen Wandrern strahlt.
Şair Hakkında:
1871 yılında Almanya 'nın Münih şehrinde doğdu. 1892-93 yıllarında Breslau Üniversitesi 'nde okudu, vereme yakalanmasının da etkisi ile öğrenimini yarım bıraktı. Redaktörlük ve okutmanlık yapmışsa da çoğunlukla çevirmen olarak çalıştı. 1914 yılında verem hastalığından öldü. Darağacı Şarkıları (Galgenlieder, 1905), ve ölümünden sonra yayınlanan Palma Kunkel (Palma Kunkel, 1916) gibi mizahi şiir kitaplarıyla tanınan şairin Melankoli (Melancholie, 1906) ve yine ölümünden sonra yayınlanan Bir Patika Bulduk (Wir fanden einen Pfad, 1914) ve Zaman ve Sonsuzluk (Zeit und Ewigkeit, 1941, 1950) gibi ciddi şiirlerinin toplandığı eserleri de bulunmaktadır. Şiiri zamanla değişerek mizahi şiirden düşünce şiirine, hatta mısralarda felsefeye dönüşmüştür.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Fransızca - Türkçe
Siyah Kadın
Léopold Sédar Senghor
Çıplak kadın, siyah kadın
Hayat olan rengine bürünmüşsün, güzellik olan şekline giydirilmiş.
Senin gölgende büyüdüm ben, ellerinin şirinliği bağladı gözlerimi
Ve işte yazın ve gün ortasının kalbinde,
Keşfediyorum seni vaat edilmiş toprak,
Yanık ve yüksek bir yakanın tepesinden.
Ve bir kartalın çabukluğu gibi, güzelliğin çarpar yüreğime
Çıplak kadın, esmer kadın
Sağlam ette olgun meyve, koyu coşkusu siyah şarabın
Ağzımı şair yapan ağız
Saf ufukların bozkırı, Batı rüzgarının tutkulu öpüşleri altında titreyen
savan
Oyulmuş tamtam, galibin parmakları arasında yakınan gergin tamtam
Ciddi ve ağır sesin senin
kutsal şarkısıdır sevgilinin
Siyah kadın, esmer kadın
Yararsız rüzgarların kırıştırmadığı yağ, atletin böğründeki durgun yağ,
Mali prensesinin böğründeki,
Kutsal bir bağla bağlı ceylan,
yıldız gibidir inciler cildinin gecesinde
Kendini sulayan tenini kemirir ruh oyunlarının hazzı ve yankısı altının
Tez geçer saçlarının gölgesinde,
çabucak geçer kederim gözlerinin en yakın güneşlerinde.
Çıplak kadın, siyah kadın
Şarkısını söylüyorum fani güzelliğinin, sonsuzlukta sabitlediğim şeklinin
Kıskanç bir yazgı küle dönüştürmeden, hayatın köklerini beslemek için.
Orijinal Metin
Femme noire
Femme nue, femme noire
Vêtue de ta couleur qui est vie,
de ta forme qui est beauté !
J'ai grandi à ton ombre; la douceur
de tes mains bandait mes yeux
Et voilà qu'au coeur de'Eté et de Midi,
Je te découvre, Terre promise,
du haut d'un haut col calciné
Et ta beauté me foudroie en plein coeur, comme l'éclair d'un aigle
Femme nue, femme obscure
Fruit mûr à la chair ferme, sombres extases
du vin noir, bouche qui fais lyrique ma bouche
Savane aux horizons purs, savane qui frémis
aux caresses ferventes du Vent d'Est
Tamtam sculpté, tamtam tendu qui gronde
sous les doigts du vainqueur
Ta voix grave de contralto est le chant spirituel de l'Aimée
Femme noire, femme obscure
Huile que ne ride nul souffle, huile calme
aux flancs de l'athlète, aux flancs
des princes du Mali
Gazelle aux attaches célestes, les perles
sont étoiles sur la nuit de ta peau.
Délices des jeux de l'Esprit, les reflets de l'or
ronge ta peau qui se moire
A l'ombre de ta chevelure, s'éclaire mon
angoisse aux soleils prochains de tes yeux.
Femme nue, femme noire
Je chante ta beauté qui passe, forme
que je fixe dans l'Eternel
Avant que le destin jaloux ne te réduise
en cendres pour nourrir les racines de la vie.
Şair Hakkında:
Léopold Sédar Senghor: 1906 yılında Sénégal 'in küçük bir sahil şehri olan Joal 'da doğdu. 1928 yılında okumak üzere Paris 'e geldi. Burada Damas ve Césaire ile tanıştı ve onlarla birlikte siyahilik düşüncelerinin temellerini oluşturdu. Sénégal bağımsızlığına kavuşunca 1960 yılında bu devletin ilk Cumhurbaşkanı oldu ve 1980 yılına kadar bu görevde kaldı. 1983 yılında Fransız akademisine seçildi. Aralık 2001 'de Fransa 'da öldü. Senghor Fransızca yazan siyahi şairlerin en bilinenidir. Siyahilik kavramına geniş anlam ve düşünceler hatta ırkçı bir kültürel kimlik tanımı yükleyen şair olarak tanınan Senghor 'un yaşamında ise Fransız kültürü içinde eridiği görülür. Gölge Şarkıları (Chants d'ombre, 1945) ve Kayıp Şiirler (Poemes perdus) en meşhur olan eserleridir.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Özbekçe - Türkçe
Zerafet
Rauf Parfi
Nehir dalgasına gazel yazılmış,
Otlar eğilmiş de kitap okuyor.
Bir lahza neşeyle gülüyor güneş
Diğer bir an ah çekiyor duruyor.
Kamışlar fısıldar ırmak yanında,
Gökte ak bulutlar gezer mecalsiz.
Varlık diri bir zerafet, cihanda,
Birine yalvarır, sığınır halsiz.
Bu kadar güzellik hangi mekanda,
Bu hangi kitaptır, kimin defteri,
Kimin dünyasıdır kılıç ucunda?
Titreyip parlıyor bir lamba, garip,
Bir küçük kuş öter ruhum içinde,
Bir kuş beni arar, ağlar acayip.
Orijinal Metin
***
Daryo mavjlariga yozilmish g'azal,
Maysalar egilib o'qiydir kitob.
Shodlanib xandalar otar bir lahza,
Bir lahza oh tortib qo'yadir oftob.
Qamishlar shivirlar daryo tomonda,
Ko'kda oq bulutlar kezar bemajol.
Bir tirik nafosat borliq, jahonda,
Kimgadir elanar, qilar iltijo.
Bu qadar go'zallik qaysi ochunda,
Bu qaysi kitobdir, kimning daftari,
Kimning olamidir qilich uchinda?
Qaltirab porlaydir bir chiroq g'arib,
Bir qushcha sayraydir ruhim ichinda,
Bir qushcha yig'laydir meni axtarib.
Şair Hakkında:
1943 yılı Eylül ayında Özbekistan 'ın Taşkent vilayetinde doğdu. Taşkent Devlet Üniversitesi 'ni bitirdi. Çeşitli yayınevlerinde çalıştı. İlk şiirleri 1950 'li yılların sonlarında yayınlanmaya başladı. 1960 'lı yıllarda tanındı. 60 'lı yılların başında klasik Sovyet şiirinden ayrılan, sonraki yıllarda daha da belirginleşen özgürlük düşüncesini içinde taşıyan, sembolizme kısmi dönüşü hissettiren ve suskunluk devrinden sonraki Yeni Özbek Şiiri diye adlandırılan modern Özbek şiirinin üç büyük öncüsünden biri olarak kabul edilir. 2005 yılında Taşkent'te vefat etti. Şairin, Kervan Yolu (Karvon yo'li, 1968), Tasvir (Tasvir, 1973), Hatırat (Xotirot, 1975), Sabır Ağacı (Sabr daraxti, 1986), Tevbe (Tavba, 2000) şiir kitaplarından en bilinenleridir. Güçlü bir çevirmen sıfatıyla Byron, Şehriyar ve Nazım Hikmet 'i Özbek okuyuculara tanıtan şair bir çok ödülün de sahibi. Bunlardan en önemlileri Uluslararası Mahmud Kaşgari Ödülü (1989) ve Türkiye Diyanet Vakfı Türk Dünyası Münacat Yarışması Büyük Ödülü (1996) 'dür.
("Doğudan ve Batıdan" kitabından, yakında çıkacak)
Gülsen
Behram Rozimuhammed
Gülsen
karıncaların işiteceği
sesle gül
Ağlasan
devlerin işitmeyeceği
sesle ağla
Kendinden de gizle gözyaşını
kendinden de sakla
Sevgiye
kendini sevmeyerek başla
Yansan
küle dönüşene kadar
hiç kimse bilmesin yandığını
Orijinal Metin
Kulsang
Kulsang
qumursqalar eshitadigan
ovozda kul
Yig'lasang
devlar eshitmaydigan
ovozda yig'la
O'zingdan ham yashir ko'z yoshingni
o'zingdan ham yashir
Sevgini
o'zingni sevmaslikdan boshla sen
Yonsang
kulga aylanguningcha
yonganingni hech kim bilmasin
Şair Hakkında:
1961 yılında Özbekistan 'ın Harezm vilayetinde doğdu. Taşkent Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi 'nden mezun oldu. Önce ilçe gazetelerinde, daha sonra Harezmdeki çeşitli gazete ve yayınevlerinde çalıştı. Halen "Özbekistan Edebiyatı ve Sanatı" gazetesi yazı işlerinde görev yapmaktadır. Behram Rozimuhammed Özbek şiirinde Avrupa şiir usulünü güçlü bir şekilde temsil ederken vezin ve kafiyeyi kenara atarak bu ekolde yazan diğer Özbek şairlerinden de ayrılmaktadır. Şairin Sessiz Adım (Tovushsiz Qadam, 1987), Kavağa Yakın Yıldız (Terakka Yakin Yulduz, 1989), Huzurlu Çiçek Açan Ağaç (Tinch Gullaydigan Daraxt, 1997), Gündüz Serhadleri (Kunduz Serhadlari, 1999) şiir kitaplarından bazılarıdır. Bunların dışında Rusça ve Almanca şiir kitapları da yayınlanmış, bazı şiirleri ise Türkçe 'ye çevrilmiştir.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Azerice - Türkçe
İkiye bölünmüş bir parçayım ben
Nebi Hazri
Hem yumuşak,
hem keskin,
hem kararlıyım ben,
ikiye bölünmüş
Bir parçayım ben.
Burada ölümü de
ikiye bölüyorlar,
nasıl bitecek ki
bu bela nasıl?
Benim dilimi de
ikiye bölüyorlar,
"Farsça yaz", "Rusça yaz"
"anlasın" insan!
Budur, derdimizi
anlayana bak,
Bizi anlamamaktan
sen koru, Allah!
Adalet diliyorum,
Esaret geliyor.
-Nedir istediğin?
-Söz hürriyeti,
Herkese gerektir
öz hürrüyeti.
-Biz sana vermişiz
göz hürriyeti
Ömür boyunca
yere de, göğede
bak doyuncaya dek.
Kim diyor uzakta
göz hürriyeti.
Sınır telleri ki
zincirden beter.
Kan sızıp işliyor
iliğe kadar.
Ne büyük dehşettir
cevap ver dünya,
Köle doğmadan da
köle mi olacaksın?
Hem yumuşak,
hem keskin,
hem kararlıyım ben,
İkiye bölünmüş
Bir parçayım ben.
Bu derdim, bu gamım
sinemde dağdır,
Nasıl ana parçam
kavuşacaktır.
Orijinal Metin
Şair Hakkında:
Nebi Xezri 1924 yılında Baku'da doğdu. Leninqrad Üniversitesinde, Moskova'da M.Qorki adına Edebiyyat Fakültesi'nde eğitim gördü. Yeni Azerbaycan şiirinin güçlü şairlerindendir ve sosyal-siyasi hayatta da katılımcı olarak bilinir. Başlıca eserleri, "Çiçeklenen Arzular"1950, "Sulh Eskerleri"1951, "Temiz Ürek"1955, "Salxım Söyüdler"1957, "Güneşin bacısı", "Sumqayıt Sehif eleri", "Veten ve Qurbet"1959, "Kim Meni Xatırlasa" 1960, "Deniz, Köy, Mehebbet"1965, "Xatireler Çığırıyla"1966, "Avropa Xatireleri" 1970, "Torpağa Sancılan Qılınç", "Şehidler ve Şa-hidler", "Qem Defteri", "Seçilmiş Eserleri" (2 cilt),1973-1974, "Dereler", 1970; "İller ve Sahiller", 1969, "İnam", 1982, "Son İllerin Setirleri", 1975,"Ulduz Karvanı"1979, "Ummandan Damlalar (makale, hikaye, nesirler, piyesler)"1979. A.S.Puşkin, M.Y.Lermontov, D.Quramişvili ve başka bir çok şairin eserlerini Azerbaycan Türkçesi'ne tercüme etmiştir. "Deniz Zirveden Başlanır" eseri 1973 yıl SSRİ, "İnam" adlı eseri ise 1982 yılı Respublika Devlet Mükafatı almıştır.
("Doğudan Süzülen Batıdan Sızan" kitabından, yakında çıkacak)
Türkçe - Almanca
BILD EINES WEINENDEN KINDES: BOSNIEN
Ich schwöre deiner Tränen, daß
Dein Zorn ein Sintflut wird fließend über deine Wangen
Die Hände des Schweigens werden uns erwürgen
Es wird kein Berg mehr bleiben worauf wir steigen können.
Ich schwöre deiner Tränen das.
Auch uns wird noch dein Herz verbrennen.
Dein Atem, der den Morgen nicht erlebte, wird unser Nacht.
Es wird keinen Mond mehr geben und auch keine Sterne,
Wenn wir noch so leben von deinen Hoffnungen flüchtig.
Auch uns wird noch dein Herz verbrennen.
Soweit die Sonnen sterben werden wir sterben, werden erfrieren.
Die Schakale werden heulen auf den Bergen unseres Herzens.
Welche wir verließen geplündert zu werden
Unsere Adern werden nicht mehr zu unseren Herzen fließen;
Soweit die Sonnen sterben, werden wir sterben, werden erfrieren
Laß deine Tränen tropfen über uns,
Damit unseres Herzens Erde wieder ergrünt,
Laß tropfen, damit seine Sprößlinge auferstehen,
Ehe der Wind unsere Wüsten weggenommen hat.
Laß deine Tränen tropfen über uns.
Ich schwöre deiner Tränen, daß
Du lachen wirst oder wir werden zugrunde gehen
Unsere Seelen werden schlecht riechen, du wirst es nicht sehen
Oder in Feuerflüssen werden wir wohl schwimmen
Ich schwöre deiner Tränen das.
Orijinal Metin
Ağlayan Çocuk Fotoğrafı: Bosna
Hicabi Kırlangıç
Gözyaşlarına senin yemin ederim ki
Tufan olacak öfken yanaklarından inip
Boğacak bizi suskunluğun elleri
Çıkabileceğimiz bir dağ da kalmayacak
Gözyaşlarına senin yemin ederim ki
Kalbin bizi de yakacak daha
Sabaha çıkmayan nefesin gecemiz olacak
Ay da olmayacak artık yıldızlar da
Böyle yaşadıkça biz umutlarından kaçak
Kalbin bizi de yakacak daha
Güneşler öldükçe ölecek buz kesileceğiz
Yağmaya terk ettiğimiz kalbimizin
Çakallar uluyacak dağlarında
Kalbimize akmayacak artık damarlarımız
Güneşler öldükçe buz kesileceğiz
Akıt gözyaşlarını üstümüze
Yeşersin kalbimizin toprağı yeniden
Akıt ki dirilsin fidanları
Çöllerimizi henüz rüzgar götürmemişken
Akıt gözyaşlarını üstümüze
Gözyaşlarına senin yemin ederim ki
Ya sen güleceksin ya biz kahrolacağız
Kokacak ruhumuz sen görmeyeceksin
Yüzeceğiz ya da ateşten ırmaklarda
Gözyaşlarına senin yemin ederim
Şair Hakkında:
Şair ve akademisyen, 1963 doğumlu
Halen Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı
(Das Licht, Nr.12, Juli 1995)
|
|